Troya Savaşı Efsanesi üç güzel kadın arasındaki rekabet hikayesiyle başlar: Zeus'un karısı Hera ve kızları Aphrodite ve Athena. Aralarındaki kıskançlık ölümlü Kral Peleus ile yeni karısı deniz perisi Thetis'in düğünlerinde başlamıştı. Uyumsuzluk tanrıçası Eris kutlamaya altın bir elma getirmiş ve bunun oradaki "en güzel kadına" bir armağan olduğunu söylemişti.
Hera, Aphrodite ve Athena elmanın ve unvanın kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Eris hiç de masumane olmayan bir öneride bulundu: Ailesindeki kadınlardan hangisinin elmayı hak ettiğine Zeus karar verecekti. Zeus akıllılık edip bu görevi Troya kralı Priamos'un oğlu Paris'e aktardı.
Hera kendisini seçtiği takdirde Paris'e akıllara hayallere sığmayacak derecede büyük bir güç vermeyi vaat etti. Athena savaş alanında inanılmaz başarılı olacak tarihi bir zafer vereceğini söyledi. Aphrodite ise, yeryüzünün en güzel kadınının aşkını vaat etti. Paris, siyasal gücü ve askeri zaferi bir yana itip altın elmayı, kendisine o en güzel kadını vaat eden Aphrodite'e verdi.
Bu karar yüzyıllar ötesine, "Paris'in Kararı" olarak ölümsüzleşerek gelmiştir.
Flâman ressam Peter Paul Rubens'in bu 17. yüzyıl tablosunda Priamos'un oğlu Paris, altın elmayı Peleus'un düğünündeki güzellik yarışmasında Aphrodite'ye veriyor.
DENİZE BİN GEMİ İNDİREN YÜZ
O dönemde dünyanın en güzel kadını, Zeus ile Leda'nın kızları Helena'ydı. Ancak ne yazık ki, Helena, Sparta kralı Menelaos ile evliydi. Daha da kötüsü, bu evliliğin Helena'nın diğer talipleri arasında büyük kavgalara neden olacağından korkan ölümlü üvey babası Tyndareos, bütün öteki Yunanlı hükümdar ve savaşçılardan Helena'nın Menelaos ile evliliğini koruyacakları sözünü almıştı.
Troya'ya dönen Paris, kendisinin Sparta'ya, Troya elçisi olarak atanmasını sağladı. Sparta'ya vardığında Aphrodite gücünü kullanarak Helena'yı Paris'e âşık etti. İki sevgili Menelaos'un servetinin büyük bir kısmıyla Troya'ya kaçtılar. Böylece Sparta kralının karısını ve servetini geri almak üzere Troya'ya karşı "bin gemi" gönderen Yunanlılar'ın açtığı on yıl sürecek olan savaş başlamış oldu.
TROYA SAVAŞI: EFSANE Mİ, TARİH Mİ, HER İKİSİ Mİ?
Homeros'un İlyada'sında yer alan Troya Savaşı hikâyesi İÖ 750 yılından kalmıştır. Ardından gelen Yunan tarihçileri, özellikle Herodotos ve Thucydides, Homeros'un hikâyesini kabul etmişler ve Troya'nın İlyada'dâ anlatıldığı gibi Hellespont (şimdi Çanakkale Boğazı) yakınlarında bir kent olduğuna ve Mykenaİ (Argos) kralı Agamemnon liderliğinde birleşen Yunanlılar'la yapılan Troya Savaşı'nın gerçek olduğuna inanmışlardır.
Çağdaş yazarlar ve bilginler daha kuşkulu davranmaktadırlar. Ne de olsa, Homeros'un hikâyesini ya da Troya'nın varlığını doğrulayacak tarihi kayıtlar yoktur. Ancak İlyada'daki birleşik bir Yunan gücünün -belki de köle ve doğal kaynak elde etmek üzere-Batı Asya'ya uzun bir sefer düzenlemiş olması (Herodotos'a göre İÖ 1250 sularında) mümkündür.
Homeros'un Troya'sı (Troya VI örneğine göre), aşılmaz surlarla sarılmış ve kulelerle korunuyor.
İLYADA'NIN TUNÇ ÇAĞI BAĞLAMI
İÖ 13. yüzyıl Akdeniz'i Homeros'un zamanından çok uzaksa da, İlyada'dâ artık doğru olduğunu bildiğimiz belirli pek çok tanım vardır. Örneğin İlyada'nın ikinci kitabında Troya'ya karşı silahlı birlik gönderen 164 şehrin listesi ve kısmen de tanımları yer almaktadır. Homeros'un saydığı yerlerin çoğu kendi zamanında biliniyordu.
Ancak Michael Wood'un in Search of Trojan War adlı eserinde belirttiği gibi listede Homeros zamanında çoktan terk edilmiş ve Yunan coğrafyacılarının bilmedikleri pek çok yer de vardı. Çağdaş arkeolojik ve tarihi araştırmalar artık bunların gerçek mekânlar olduklarını ve Homeros'un onların konumlarını doğru olarak bildirdiğini göstermiştir.
Troya'da ana giriş kapısı ve kule. Homeros, Troya'yı "zarif kuleleri" olan bir şehir olarak anlatmıştı. Bu tanım Hisarlık'taki surlara uymaktadır. Homeros'un Troya'sının Türkiye'de Hisarlık'taki höyükte olduğu fikrinin savunucusu Heinrich Schliemann.
Hisarlık höyüğü kesitinde birbiri üstüne binmiş katmanlar görülüyor.
TROYA GERÇEK BİR YER MİYDİ? ARKEOLOJİK KANITLAR

Ya Troya? Arkeologlar ve tarihçiler çok uzun zaman boyunca Çanakkale'nin güneyinde tarihte Troad diye anılan bölgede bu kentin kalıntılarını aramışlardır. En çok ilgi çeken bölge Homeros'un tanımladığı Troya coğrafyasına uygun olan Hisarlık höyüğüdür. Homeros'un Troya için verdiği ayrıntılardan pek çoğu -tam ve kusursuz olmamakla birlikte- arkeolojik araştırmaların bölgede ortaya çıkardığı buluntulara uygundur.
Troya'nın araştırılmasında başta gelen kişi Heinrich Schliemann'dır. Schliemann, 1870 ile 1890 arasında Hisarlık'ta kazılar yapmış, höyükte birbiri üstünde dokuz kent tespit etmiştir. (Bunlar I-IX olarak numaralanmıştır). Daha sonraki yıllarda Cari Blegen ve daha yakın zamanlarda Manfred Korfmann gibi arkeologlar tarafından Hisarlık'ta yapılan kazılar pek çok ara dönemi ortaya çıkarmıştır.
Schliemann ya da diğerleri burasının Homeros'un Troya'sı olduğunu kanıtlayan herhangi bir şey bulmamışlarsa da, Hisarlık'taki arkeolojik kanıtlar, özellikle de Troya VI ve VII(a) katmanları Homeros'un zaman ve mekân tanımlarının ayrıntılarından bazılarına uyum göstermektedir.
Homeros'un İlyada'da. Troya'yı "zarif kuleleri" ve "büyük kapıları" olan bir şehir olarak tanımlaması epey büyük ve etkileyici olan Troya VI'ya uymaktadır. Homeros, Troya'nın surlarının görkemli bir savunma yapısı olduğunu ama batı kanadının o kadar güçlü olmadığını söylemektedir.
Troya Vl'nın çevresindeki surlar dört metre eninde ve kimi yerlerde dokuz metre yüksekliğindedir ama batı yanındaki inşaat çok daha zayıftır. Homeros şehrin ana girişinde büyük bir kuleden söz etmiştir. Arkeologlar Troya VI'nın ana girişinde gösterişli bir kapı bulunduğunu saptamışlardır.
Hisarlık/Troya sakinlerinin Miken dünyasıyla ilişkide olduğu anlaşılmıştır: Kazıda Yunanistan'dan Tunç Çağı eserleri, özellikle Miken çömlekleri bulunmuştur. Schliemann'ın çıkardığı gösterişli nesneler güçlü bir kraliyet ailesinin bulunduğunu göstermiştir. "Priamos'ın Hazinesi" içinde, altın yüzükler, bilezikler ve biri "Helena'nın Mücevherleri" olarak anılan iki soluk kesici altın taç vardır.
Schliemann'ın karısı Sophie'nin mücevherleri takınmış olarak çekilmiş fotoğrafı Schliemann'ın büyük egosunun ve ün düşkünlüğünün simgesi olmuştur. Daha sonraları bu hazinenin aslında Troya II'den (Dokuz kentlik dizinin ikincisi) kaldığı anlaşılmıştır. Sonuçta, bu eserler Troya Savaşı'ndan bin yıl öncesine aittir. Hazine, İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolmuş ama sonra 1990'larda Moskova'da ortaya çıkmıştır.
Son olarak, Troya VI ve Troya VII dönemlerinin sonunda yangın ve yıkılmış taş izleriyle büyük bir olayın izleri vardır. Ancak Troya VI askeri bir güç tarafından değil de, deprem sonucu yıkılmış görünmektedir. Truva VII'nin bir savaşta yıkılmış olması olasılığı daha güçlü olduğundan Homeros'un Troya'sına en yakın olan da budur.
Schliemann'ın arkeolojik çalışması sona erdikten yüz yıl sonra Hisarlık höyüğünde kazılar devam etmektedir. 1997'de kuzeybatıya dönük Tapınak'tan bir görüntü. Schliemann dokuz ayrı yerleşim katmanı bulmuşsa da daha sonraki çalışmalar ara katmanlar da olduğunu ortaya çıkarmıştır. (Sağda) Priamos'un hazinesinden altın salçalık. Hazine, İkinci Dünya Savaşı sonunda Berlin'den kaybolmuş ve sonra Moskova'da bulunmuştur.
Schliemann ve Dörpfeld'in çalışmalarının ardından araştırmalar 38 yıl sonra Amerika Birleşik Devletleri'nden Carl W. Blegen'in 1932 yılında başlattığı kazılar ile 1938 yılına kadar 6 sezon devam eder. Blegen yaptığı çalışmalarla Dörpfeld'in stratigrafi çalışmalarını kısmen doğrulamış kısmen de yeni fikirler öne sürmüştür.
Hisarlık Tepesindeki son dönem kazı çalışmaları Tübingen Üniversitesinden Manfred Korfmann başkanlığında 1988 yılında çok uluslu bir ekip gözetiminde tekrar başlamış ve halen devam etmektedir
Troia denilince ilk akla gelenler kuşkusuz tahta at, Homeros ve çok katlı bir şehir gelmektedir. Kentin üzerine kurulmuş olduğu Hisarlık , benzerlerini Anadolu'dan höyük olarak bildiğimiz 15 m yüksekliğinde bir yerleşim tepesidir. Bu yapay tepede, coğrafi konum açısından elverişli olmasından dolayı 3000 yıl boyunca tekrar tekrar yerleşilmiştir. Ev duvarlarında güneşte kurutulmuş kerpiçin kullanılmış oluşu her yıkımın üzerine yenisini inşa etmeyi mümkün kılmıştır.
Arkeologlar Troia ve benzeri yerleşimlerde paket şeklindeki tabakaları pasta gibi kesip,daha yeni buluntu ve bulguları (üst yapı katları) daha eski buluntu ve bulgulardan (alt yapı katları) ayırabilmektedirler. Troia antik kenti, elli yapı evresi içeren 7 ana yerleşme katından oluşmaktadır. Bu tabakaların üzerinde Troia 8 olarak adlandırılan Yunan şehri, Troia 9 olarak adlandırılan Roma şehri ve son olarak Troia 10 olarak adlandırılan Bizans dönemi Troia'sı bulunmaktadır. Türkçedeki Hisarlık adı da buradaki kaleden gelmektedir.
Troia'da yerleşim M.Ö. 2900'larda başlamıştır. Troia 1 olarak tanımlanan başlangıç zamanları toplam 14 yapı evresini kapsamaktadır . Troia 1 yerleşimi yaklaşık olarak M.Ö.2300'lerde yerini 2. yerleşime bırakmıştır.Troia 2. yerleşim döneminde, coğrafi açıdan merkezi konuma sahip bir beylik veya krallık merkezi haline gelmiştir. Schliemann'ın Priamos'un altınları olarak düşündüğü "A hazinesi" de Troia 2'ye tarihlenmektedir. Bu yerleşim döneminde takriben sekiz yapı evresi ve üç büyük yangın felaketi belirlenmiştir. İlk defa çömlekçi çarkının kullanımı ve tunç üretimide Troia 2 dönemine tarihlenmektedir. Troia 3 dönemi M.Ö. 2250'lerden 2200'lere kadar sürmüş ardından Anadolu Troia kültürü olarakta adlandırılan ve hakkında çok az bilgiye sahip olunan Troia 4 -5 yerleşimleri gelmektedir. Yüksek Troia Kültürü -Troia 6 yaklaşık olarak M.Ö.1700'lerden 1200'lere kadar sürmüştür. Bu yerleşim dönemi Homeros'un destanında anlatmış olduğu Akha'lar ile Troia'lılar arasındaki Troia savaşının yaşanmış olduğu düşünülen yerleşimdir. İlk defa hayvan kemikleri arasında çok sayıda at kemiğine rastlanmıştır. At dönemin Troia'sı için önemli bir ticari meta oluşunun yanısıra savaş arabaları gibi, savaş tekniklerindeki yeniliklerinde kanıtı olarak kabul edilmektedir.
Pek çok arkeolog şayet Priamos'un kenti herhangi bir dönem gerçekten var oldu ise bu ancak Troia 6 olabilir şeklinde düşünmektedir. Troia 6, bir deprem felaketiyle son bulmuştur. Troia 7 yapı evreleri, hem eski geleneklerin sürdürüldüğünü hem de yeni unsurların varlığını göstermektedir.
Asıl 7 yerleşim evresinin ardından gelen, Yunan dönemi M.Ö. 700'lerden M.Ö.85'e kadar süren zamanı kapsar, diğer bir deyişle Arkaik çağdan Hellenistik dönem sonlarına kadar geçen süre kastedilmektedir. Bu dönemde artık bir şehirden ziyade kutsal bir alan olarak kısıtlı olarak kullanılan kentin dönem içerisindeki en önemli olayı Büyük İskender'in çıkmış olduğu Asya seferinde Troia'ya uğramış olması ve Hisarlık tepesinde bir Athena Tapınağı yaptırmış oluşudur. Tapınağın yapımının ardından şehir, "Kutsal İlion Kenti" olarak saygı görmüştür. M.Ö. 85 yılında Romalılar kutsal kenti yıkmışlardır.
Roma dönemi İlionu M.S. 500'e kadar süregelen zamanı kapsamaktadır. Üyesi olduğu hanedanın atalarının Troia'ya dayandığını kabul eden İmparator Augustus döneminde, Athena Tapınağını tekrar inşa ettirmiştir. M.S. 3 yüzyıla kadar kente büyük maddi destek sağlanmasına devam edilmiştir. Büyük Constantinus M.Ö. 4 yüzyılın başlarında kendi kenti "Constantinopolis'i" burada kurmak amacıyla imar çalışmalarına başlamışıtır. Bugün yaşıyor olduğumuz İstanbul'un varlığından amacına ulaşamadığını anlıyoruz. Bizans Dönemi İlionu, M.S. 13-14. yüzyıllara kadar devam etmiştir. Döneme ait çok sayıda mezar bulunmuş olmasına karşın son yapım evresi hakkında doğal tahribatlardan ötürü fazla bir bilgiye erişilememiştir.870'lerde Schliemann kazı kulübelerini dikip "Schliemannopolis" ile Troia 11 evresini başlatıncaya kadar yaklaşık 500 yıl burada yerleşim olmamıştır...
Troia ve doğal çevresi 1996 yılında Tarihi Milli Park İlan edildi. Ayrıca 1998 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alındı.
TROYA ATI
Homeros, Troya at terbiyeciliğinden sık sık söz eder. At kemikleri ve atlara ilişkin malzeme buluntuları kesin olmamakla birlikte yine Homeros'un Troya'sına uymaktadır. Troya Atı'nı çok kimse bilir. Yunanlılar tahtadan dev bir at yapmışlar ve bunu Athena'ya bir armağan olarak Troya kapılarında bırakmışlardır. Yunan ordusu daha sonra Helena'nın kaybını kabul etmiş olarak geri çekilmiştir. Troyalılar zaferi kazandıklarına inanarak dev atı kentlerinin içine almışlardı.
Gece karanlığında atın içinde gizlenmiş olan bir Yunan askeri birliği çıkıp şehrin kapılarını dışarıda gizlenmiş olan askerlere açmışlardı. Böyle bir saldırıya hazırlıklı olmayan Troya erkekleri öldürülmüş, kadınlar yakalanıp köle ve odalık olarak satılmak üzere Yunanistan'a götürülmüştü. Helena da Yunanlılar tarafından yakalanıp kocasına iade edilmişti.
Homeros'un anlattığı bu Troya Atı'nın tarihi bir geçerliliği olabilir. Yakındoğu'da İÖ 13. yüzyıldan kalma yazılı metinlerde ve resimlerde bir kentin savunmasını yıkmak için at biçimli koçbaşları kullanıldığı belirtilmiştir. Tarihçi Michael Wood, İlyada'daki Troya Atı'nın da böyle bir "kuşatma makinesinin biçim değiştirmiş bir hatırlanması olabileceğini ileri sürmüştür.
İÖ 7. yüzyıl sonlarından kalma Mikonos'ta Troya Atı kabartmalı bir amfora. Schliemann'ın karısı Sophie, "Priamos'un Hazinesi"nden takıları takınmış. Buna benzer fotoğraflar Schliemann'ın keşiflerine karşı büyük ilgi uyandırmış ama onun aşırılıklarını ve egosunu da gözler önüne sermişti.
TROYA GERÇEK Mİ, EFSANE Mİ?
Troya Savaşı'nın efsane mi, tarih mi, yoksa her ikisi de mi olduğu kesin olarak saptanamaz. İlyada'da Tunç Çağı coğrafyasının, politikasının ve maddi kültürünün bazı doğru tanımları bulunmaktadır ve hikâyenin tümünde bir gerçeklik de bulunmaktadır. Ancak Troya Savaşı efsanesinin ayrıntılarının doğrulanıp doğrulanamayacağı konusunda Amerikan klasikçisi Jeremy B. Rutter'in sözleri akıldan çıkarılmamalıdır: "Troya Savaşı'nın tarihselliğine inanmak ya da inanmamak, sonunda insanın benimsediği görüşe göre bir inanç eylemidir."

Twitter
Myspace
Digg
Del.icio.us
Reddit
Yahoo
Diigo
Googlize this
Facebook