tarafından dağıtılmaktadır Adcash
elektronik sigara | mobil film
SEÇİLENLER

Anasayfa > KÜLTÜR > Kızılderililer Hakkında Bilinmeyenler

Kızılderililer Hakkında Bilinmeyenler

Kızılderililerya da Amerika Yerlileri, Sibirya kökenli Eskimo – Aleut halkları dışında kalan bütün Amerika yerlileri için kullanılan ortak birleştirici ad. Dilce birbiriyle akraba olmayan iki ayrı ana grupta toplanırlar: Sibirya kökenli olan Na-Dene dilleri ile Na-Dene dilleri dışındaki bütün Kızılderili dillerini içeren Amerind dilleri.

kızılderili3 Kızılderililer Hakkında Bilinmeyenler

Alaska yerlileri adı Alaska’da yaşayan Eskimo-Aleut halklarını ve Kızılderilileri topluca nitelemek için kullanılır. ABD’nin diğer eyaletlerinde Native Americans, American Indians ya da kısaca Indians

Kanada Yerlileri (Aboriginal peoples ) adı Kanada’da yaşayan Eskimo-Aleut halklarını (İnuit), Kızılderilileri (First Nations) ve Métisleri topluca nitelemek için kullanılır.

Çoğu anasoylu ve avcı ve toplayıcı, bazıları Olmekler ve Mayalar gibi Mezoamerika Kızılderilileri mısır, Keçuvalar ve Aymaralar gibi Güney Amerika Kızılderilileri patates tarımını keşiften önce de yapan halklardır.

Kuzey Amerika’da Kızılderililer sınırları belirli kısıtlayıcı özel yerleşimlerde yasal olarak toplanırlar ve bu yerlere Amerika Birleşik Devletleri’nde Kızılderili rezervasyonu (Indian reservation), Kanada’da ise Kızılderili rezervi (Indian reserve) adı verilir

İşgalci İspanyolların ana kıtaya ayak basmalarıyla birlikte geçen 40 yıl içinde, kadın erkek ve çocuk olarak toplam 12 milyondan fazla yerli, Hıristiyanların iğrenç eylemleri ve zorbalıkları ile katledilerek bir soykırım işlemine tabi tutuldular.

Amerika’nın işgali, haçlı seferlerinin adeta bir devamı niteliğinde idi. Sadece sınırlar değişmişti 781 yılında İspanya kilisesinin Araplara karşı başlattığı din ve ırk savaşı , bundan sonra And Dağları’nda Meksika’da ve Amerika’nın vahşi Batısı’nda devam edecekti.

kızıl Kızılderililer Hakkında Bilinmeyenler

 

Bir ırk böyle yok edildi

Yüzyılın en önemli katliamları arasında gösterilen kızıl derilerin yok oluş öyküsünün acı dolu hikayesi batı uygarlığının bir ayıbı olarak her zaman sicilinde kazılı olacaktır.  BAKİ GÜNAY

1972 yılında çevrilen The Goatfather (Baba) filmindeki rolu nedeniyle en iyi oyuncu ödülünü Oscar yönetimi altın heykelciki Marlon Brandoya vermeye kararlaştırır. Ödül töreni açıklandıktan sonra dünyanın sabırsızlık içersinde beklediği heykellerin dağıtıldığı güne gelir. Herkes spot ışıklarının gösterdiği yerden Marlon Brandonun gelip ödülünü almasını bekler. Derken hiç kimsenin aklına gelmeyen bir olay olur. Brandonun gelmesini bekleyen Holywood sakinleri karşılarında yüzyıllar öncesi dedelerinin katlederek yok ettikleri bir halkın temsilcisini görünce şaşırıp kalırlar. Marlon Brando Oscar ödülünü reddederek Kızıl derileri tarih boyunca yapılan ve devam eden haksızlıkları protesto etmek üzere ödülü reddediğini açıklar. Ve kaleme aldığı bildiriyi okuması için Kızılderili kadın “Küçük Tüy” gönderir ödül törenine. Beyaz adamın ödülünü ilk reddeden kişi unvanını kazanan Marlon Brando bu hareketiyle büyük tepki almasına rağmen yüzyıllar öncesine ait bir olayı tekrar gündeme getirererek kızılderili ırkına yapılan vahşetin gerçek yüzünü göstermeye çalışır. Brando o kadar bu davaya sahiplenmiştir ki; FBI ve ABD istihbahrat örgütlerinin ülkeyi karış karış arayıp bulmak istedikleri Amerikan yerlileri Hareketi Lideri olan Dennis Banks’i karavanında ve kendisine ait olan adada aylarca gizler. Brando kızıl derilerin er ya da geç istediklerini elde edeceğine inanir. Brando: “kadınların veya çocukların haklarının genişletilmesine de öncülük etmekle veya tarihi topraklarını geri isteyen Israil gibi bir devlete hazinesinin kapılarını açmaktan çekinmemiş olmakla övünen bir ülkenin hala kendi yerli halkı için hiç bir şey yapmamış olmasını kabul edilemez” diyerek Oscar ödülü aldığı fakat reddettiği “Baba” filmiyle kızıl derilerin babası olduğunu kanıtlar

HIKAYENİN BAŞLANGICI

Amerika kıtası 12 Ekim 1492′ye kadar üzerinde güneşin batmadığı bir ülkeydi. Coşkun akarsularla kuşatılmış bu verimli topraklar üzerinde yer yüzünün büyük medeniyetlerini kurmuş doğayı katletmeden ondan faydalanmasını öğrenmiş silahı ve savaşı tanımayan ve öldürme nedir bilmeyen insanların yaşadığı ülkeydi, Amerika. Araştırmacıların tahmini hesaplarına göre Christoper Columbus Hint adaları sandığı Antil adalarına ayak bastığı tarihte bütün Amerika kıtasının nufüsu 30 ile 50 milyon arasında değişiyordu. Kristof Kolomp seyahatleri boyunca tuttuğu günlüğünde ilk gördüğü yerlilerin silahsız ve olduklarını belirterek;. “Onlara bir kılıç gösterdim keskin tarafından tuttular ellerini yaraladılar ” diyor. yine Kolomp günlüğünde. “Bunlardan çok iyi hizmetkarlar olur. Sadece elli adamla bütün bu yerlilerin hepsine kolayca boyun eğdirebiliriz ve her istediğimiz yaptırabiliriz” der Amerika fatihi ! Kristof Kolomp ve beraberinde götürdüğü katil, hırsız, çapulcu ve dolandırıcılardan oluşan maceracıların, tanrının adını yaymak ve bilinmeyen toprakları ispanya krallığı adına kutsamak adına çıktıkları kıtada yaptıkları ilk eylem, kılıçlarını kınından kızılderılere çekmek olmuştu. Kolomp’un yeni toprakları keşif için çıktığı yolculuk, daha çok haçlı seferlerini andırıyordu. Kolomb’un Amerika kıtasında tek bir hedefi bulunuyordu. Zenginliğe ulaşmak Avrupa’da bulunmayan madenlere bir an önce sahip olma isteği ve hırsı.

YERLILERIN KANIYLA YIKANAN ALTINLAR

Kristof Kolomp’un “Altın “sözcüğünün yetmiş beş kez geçtiği seyir günlüğündeki, kızıl derilerle ilk karşılaşmayı okuyalım birlikte ” Kadınlar dahil hepsi anadan doğma çıplaktı. Gençtiler. Hiçbirisi otuzun üstünde değildi. Sağlıklı ve biçimli bedenleri bulunuyordu. Yüzleri çok güzeldi. Saçları düz, parlak ve at kuyruğu gibi gürdü. Gözleri koyu renkli ve iriydi. Bacakları düz ve uzun, karınları yağsız ve düzgündü.” Görüldüğü gibi Kolomp kendisini esir pazarında gezinen bir tüccar edasıyla gözlem yapıyor.

Kıta yerlilerinin olanakları ölçüsünde kendi rızaları ile İspanyollara verdikleri onlara yetmedi. Yerlilerin geneli zayıftı. ihtiyaç duydukları ve az bir çabayla ürettiklerinden fazlasını ellerinde tutmazlardı. Ayda onar kişilik üç kişiye yeten miktar hristıyan bir ispanyol askerin sadece bir günlük tüketimiydi. İlk önceleri yerliler İspanyolları çok iyi insanlar oldukları zannetmişlerdi. Fakat günler geçtikçe bu insanların nasıl bir vahsetin temsilcisi olduklarını anlamakta zorluk çekmediler. Yerliler karılarını çocuklarını, mallarını dağlara kaçırarak saklama yolunu tuttular. Hıristiyanlar halkı tokatla yumrukla sopayla dövüyorlardı. Olaylar ele geçirdikleri bir köy beyinin karısının ırzına geçilmesiyle çığrından çıktı. Bu olayların ardından yerlilerde
ok ve yaylar ile silahlanmaya başlarlar. Yerliler için artık dayanılmaz bir hayat başlar. Katliam ve kan dökme bütün Orta Amarıka kıyılarını sarar..Hrıstiyanlar köylere giriyor, çoluk çocuk, yaşlı hamile veya loğusa kadın demeden” ağıllara sığınmış kuzulara saldıran kurtlar gibi ” kurbanlarının karınlarını deşiyorlar, parçalara ayırıyorlardı. Hatta aralarında kimin tek bıçak darbesiyle bir insanı ortadan ikiye ayıracağı veya tek mızrak atışıyla başını keseceği yada bağırsaklarını ortaya dökeceği üzerine bahsine giriyorlardı. Anne sütü emen bebekleri tek tek toplayarak ayaklarından tutup başlarını taşlara çarpıyorlar bazılarını ise yüksekten ırmaklara atarak vahset’te sınır tanımıyorlardı. Tuttukları yerlileri ağaçlara bağlıyarak topluca ateşe veriyorlar katliamların diğer köylere ulaşmasını sağlamak içinde sağ kalanların ellerini keserek vahşetten diğer köylerin haberdar olmalarını istiyorlardı.Yakaladıkları köy beylerini ise önce direkler üzerine tahta çubuklardan bir ızgara yapıyorlar sonra ızgaraya bağladıkları beylerin altındaki ateşi körükleyerek diri diri yakıyorlardı. İspanya’dan gelen bu işsiz güçsüz çapulcu takımı Özellikle ispanyada kötü insanlar arasından seçilerek buralar getirilmiş gibiydiler. Gün geçtikçe katledilen yerliler kıtanın ormanlık bölümlerine kaçarak gizlenme yolunu tuttularsa da İspanyollar bunları bulmaları için köpek ve tazılar yetiştirdiler. Günlerce aç bıraktıkları yırtıcı hayvanları yerlileri parçalatmak için kullanmaya başladılar. Bu hayvanlar bir yerliyi görür görmez, kaşla göz arasında paramparça ediyorlardı. Artık İspanyollar arasında yerlileri vahşi köpeklerine parçalatmak bir spor haline gelmişti. O günleri gözleriyle görüp yazan Bartolome de Las Casas bakin ne diyor bu konu hakkında. “İspanyollar bu köpekleri beslemek için domuz sürüleri gibi yürüyen zincirlere vurulmuş birçok yerliyi öldürür ve insan eti satılan halka açık kasap dükkanları işletirlerdi. Birbirlerine “şu rezil herifin dörtte birini ver de bir diğerini öldürüne kadar köpeklerimin karnını doyurayım derlerdi. Sanki bir domuz yada koyunun dörtte biri konusunda pazarlık yapıyorlardı. Bazıları köpekleriyle birlikte ava giderlerdi. Geri döndüklerinde onlara avin nasıl geçtiği sorulurdu. O zaman
şöyle cevap verirlerdi. “Çok iyi köpeklerimle birlikte 15-20 tane rezil yerli öldürdüm”

Savaşlar bitip bütün yerli erkekler ölünce genelde olduğu gibi geride sadece genç delikanlılar, kadınlar ve küçük kızlar kaldılar.Hrıstiyanlar onları aralarında paylaştılar. Yerli erkek köleler Amerika kıtasının en önemli madeni olan Altın ocaklarında çalıştırıldılar. Kadınlar ise toprağı sürmeleri için tarlalara çiftliklere yerleştirdiler . Lohusa kadınların göğüslerindeki sütler bakımsızlıktan kurudu sütü kuruyan annelerin çocuklarıda kısa sürede açlıktan öldüler. Eşleri birbirinden ayıran İspanyollar yüzünden Kızılderili nufüsu azaldı. Yorgunluk ve açlıktan kadınlar ve erkekler teker teker ölmeye başladılar. Dağlara kaçan yerliler korkudan ne yapacaklarını bilemez bir duruma düşmüşlerdi. Ümitsizliğe düşen bir çok yerli çoluk
çoçuğu ile birlikte ağaçlara kendini asmaya başladılar. İspanyol Vahşet’tinden kaçmak için intihar etmeye başladılar.

BIR NESIL KATLEDILDI

Bugün Peru’da 15.5 milyon nufüsun 9 milyonu, Ekvator’da 6,5 milyonu, Boliyva’da 4,5 milyonun 3,5 milyonu İnka nufüsundandır. Guetemala’nın 6 milyon nufüsundan 4 milyonu ise Maya Kızılderilisidir. 60 milyon nufüslu Meksika’da 10 milyon Maya ve Aztek , 10 milyon nufüslu Şili’de ise 600 bin İnka yaşamaktadır. ABD ve Kanada’da kökleri kazınmış olduğu halde, Amerika kıtasının tümünde aşağı yukarı 40 milyon Kızılderili bulunmaktadır. Özellikle ABD’nin Kızılderili toplumlarının köklü değişimlerini sağlamak için özel eğitim yöntemleri bulunmaktadır. ABD kızıl deriler için önce, onları hristiyanlaştarabilecek okullar açarlar.. 1500′lerin başından itibaren , başta Virjinia olmak üzere , yerlileri Amerikanlaştırmak için birçok okul açılır. Batılı eğitim baskısıyla yerlileri değiştiremeyeceğini anlayan beyaz insan her zamanki gibi güce ve hilelere başvurur..

COLUMBUS’UN SONU

Amerika’ya 1493,1498 ve 1502 yıllarında seferler düzenleyen Christopher Columbus her seferinde Kızılderililer, papağanlar ve az miktarda altın ile geri döndüğünde kendisine “Sinek Amirali” diye adlandırılırdı. 1500 yılının 3 kasım günü kardeşleri Bartolomeo ve Diego ile birlikte İspanya’ya getirilirken kollarına takılan zincirlerin tabutuna sarılmasını vasiyet eder. Bu dileği son nefesini verdiği 20 Mayıs 1506′da gerçekleşir. Kolomp’un ölümünden sonra tabutunun yolculuğu başlar. Valladolid’de gömülen Kolomb’un kemikleri 1509-1514 yılları arasında Sevilla yakınlarındaki Las Cuevas kentinin Kartauser mezarlığına taşınır.1537 yılına gelindiğinde , sağlığında dört kez çıktığı yolculuğa yeniden başlar Christopher Columbus. Amerikan fatihinin kemikleri Atlantik’i aşarak Santa Domingo Katedrali’nin bodrumuna getirilir. Fransız ordusundan korunmak amacıyla oradan da çıkarılan tabut 1795′de Küba’nın başkenti Havana’ya nakledilir.1899′da ise Atlantik yeniden geçilir ve Christopher Columbus’un kemikleri Sevilla’da onuruna dikilmiş bir heykelin ayakucuna gömülür. Kolomb’a hayranlık duyan Papa Pius onun kilise tarafindan cennetlik ilan edilmesi için 1866′da bir girişimde bulunur. Kilise mahkemesinden olumlu yönde yalnızca bir oy çıkar ve
Papanın teklifi reddedilir.

VAHŞI BATININ INSAN AVCILARI

Kolomp’un yarım bıraktığı yerden İspanyollar,Fransızlar,İngilizler,Almanlar, yeni kıtaya akın ederler. Hepsinin gözü kara olarak ve zengin olma hayalleriyle tutuşarak gelirler. Peki niçin onca mesafeyi göze alan bu insanları çeken nedir. Tabiiki Kolomp’un günlüğünün tüm sayfalarında adı geçen Altın. Evet Orta,Güney Amerika derken sıra Kuzey Amerika ve Vahşi Batıya gelir. Buralarda başlayan seri insan avları ise Kolomp’un yaptığı avları hiç aratmaz. ABD’deki Kızılderili reisleri teker teker avlanarak ,kandırılarak esir edilmiş veya öldürülürler. Kovboyların dillerinden düşmeyen bir şarkıda söyle diyor “Maymunların krali Geronimo nerdesin Karnım ziller çalıyor yesem seni ne dersin ?” diye seslenilen ünlü kızılderili şefi Geronomidir. Vahşi batının kurallarını kızılderilerde uygulayan kovboylar birde bunlara şarkı yazarlar. Işte bunlardan birkaçının hikayesi.

GERONIMO

Geronomi Gilla ırmağı kayağında doğan Geronimo’nun reis olma gibi bir beklentisi olmamasına rağmen olaylar onu önder olmaya itmiştir. Köy halkıyla kasabaya alışverişe inen Geronimo köyüne döndüğünde Karısı üç çocugu ve annesinde aralarında bulunduğu bir katliamla karşılaşır. ABD hükümeti ve Meksika hükümeti arasında bir antlaşma yapılır. Bu antlaşmaya göre Apaçileri takip eden Meksika ve ABD sınırı birbirlerine sormadan geçebilecekler ve Ünlü Apaçi lideri Geronimoyu yakalayacaklardı. Apaçiler hem Meksika hem de ABD ile savaşırken diğer bir düşmanlada savaşmak zorunda kalacaklardı ki o da kendilerini vahşi ve barbar yerine koyan gazetelerdi. Gazetelerde çıkan haberlerde yakılan köylerden göçe zorlanan öldürülen, işkence yapılan kızıl derilerden söz edilmiyor aksine kızıl derileri katleden askerlerin kahramanlıkları anlatılıyordu. Kızıl derilerin kurt adını taktıkları General Crook ile Geronimo arasında yapılan barış antlaşmasi bir yılını doldurduğunda bölgede ne şiddet ne de herhangibi bir yağma görülür, fakat Gazetelerin savaş çığlıkları akıl almaz boyutlara ulaşır. Çağrılar üzerine hükümet kızılderiler ile barış yapan generali görevden alarak yerine savaş yanlısı Nelson Miles’i atar ve savaş başlar. Katliamlar ve kaçışlara dayanamayan Geronimo teslim olur asılması beklenirken serbest bırakılır.Tek suçu canını ve malını korumak olan Geronimo 1909′da hayata gözlerini yumar.

MANGAS

Beyazlara karşı özgürlük savaşı veren Apache reisi Mangas yetmişi aşkın yaşına rağmen genç kızılderileri kıskandıracak ustalıkta ata biner. Mangas yada “Kırmızı yen” 1863 yılında kanın durması için beyaz adamla barış görüşmeye razı olur. Askerlerin kampına doğru yola koyulan Mangas’ı savaşçıları yalnız göndermeyi kabul etmediğinden yanına 15 adam verirler. Apaçiler kampa ulaşınca beyaz adamlar Mangas’i almak üzere yanlarına gelirler. Ama savaşçılar kampın direğine barışı simgeleyen beyaz bayrak çekilmeden reislerini göndermeyeceklerin söylerler Bayrak çekilir 15 yerli uzaklaşır uzaklaşmaz çalıların arkasına gizlenen askerler Mangas’i rehin alırlar. McLean kalesine getirilen Apaçi reisinin General West ile karşılaşmasını madenci Daniel Conner şöyle anlatır. “General Mangas’in mahpus beklediği yere yürüdü, çevresindekilerin arasinda görkemli bir heykel gibi duran ihtiyar reisin karşısında General cüce gibi kalmıştı.” O gece nöbetçi olan Daniel Conner’in tanık olduğu olaylar ise çok daha fazladır. Askerlerin Mangas’a bir şeyler yaptığı gören Conner karanlık bir köşeden olanları izlediğinde insanlığından utanır. Askerler ateşte kızardıkları süngülerini ihtiyar reisin ayaklarını ve bacaklarına sürterler. Mangas kendisinin oyun oynayacak bir çocuk olmadığını söylediğinde ise askerler, tüfeklerindeki bütün mermileri bedenine boşaltırlar. General West’in “Onu sabaha ölü istiyorum” emri yerine getirilmiştir. Tek suçu barış toplantısına katılmak olan Apaçi reisinin cansız bedenine tabancalarındaki mermileri boşaltırlar askerler. Bir asker Mangas’in kafa derisini yüzerken bir başkası frenoloji uzmanına satmak üzere başını keser ve kaynayan suda haşlarlar. Savaşın başından beri barışı kucaklamak isteyen Kırmızı Yen’in başsız gövdesi bir hendeğe atılıp yüzlerce kızılderili öldürdükten sonra resmi makamlara karşı rapor düzenlenir. “Kaçmaya çalışırken vuruldu” Aynen diger kızıl deriler gibi kaçarken

CEYEN REISI ÇILGIN AT

Diger bir Efsane savaşcı lideri ise “Halkın toprağı satılamaz” diyerek kara tepelerin beyaz adama satılmasına karşı çıkan Sioux direnişçisi Çılgın at’tır. Asil adı “Tashunka Witko” olan Çılgın At, 23 Eylül 1875′te toprakları satmak üzere Robinson Kalesinde toplanan Kızılderili reislerine “Kara tepeleri satacak ilk resi burada öldürürüm ” diye haber gönderir. Toprakları satma yanlısı reislerin planlarını altüst eden bu haberi getiren Çılgın Atın güvendiği yerlilerden olan Küçük Dev Adam olur. Antlaşmanın bozulması üzerine toplantındaki Siux yerlileri sevinç gösterileri yaparlar. Toprakları parayla alamayan Beyazlar her zamanki gibi yeni bir katliama girişirler. Başta satılma işini engelleyen Oturan Boga ve Çilgin At başına ödül konulur. Halklarının evleri ve arazileri yağmalanır. 17 Haziran 1876′da Çılgın At, askerlere karşı büyük bir zafer kazanır. Savaşlardan Zaferler ile çıkan yerlileri beyazlar bölmeye çalışırlar. Çılgın At, Büyük Baba olarak kastettiği ABD başkanıyla görüşmek üzere Washington’a giden reislerin geriye şişmanlamış ve gevşemiş olarak döndüklerin söyleyerek; beyazların tüm davetlerini red eder.Fakat Çılgın Atın çağrısına kulak asmayan birçok şef Beyaz adamla görüşüp toprağını satar. Çılğın at özelleştirmeye karşı direnen adamlarının onurlarını satmış olmalarına üzülür. ve kendisine sadık yoldaşlarını toplayarak yeni bir direnişi örgütlenmeye koyulur. Ama askerler Çılgın At’ı eski bir dostu olan “Başı bulutlara eren”‘in yanında tutuklarlar. Robinson Kalesi’ne getirildiğinde kendisini beyaz adamın satın aldığı bir Kızılderili tarafından karşılanır. Bölge polisi kılığındaki kızılderili iki yıl önce Robinson Kalesi’ndeki Kara tepeler’in satılmasıyla ilgili toplantıda Çılgın At’ın elçiliğini yapan “Küçük Dev Adam”dan başkası değildi. Kaçmak isteyen Çılgın Atı’n üstüne atlayan Küçük Dev adam engeller. Koşarak gelen bir asker Küçük Dev Adam’in tuttuğu Çılgın At’ın karnına saplar süngüsünü. Çıkarıp bir daha, bir daha, saplar süngü kırılır yüzlerce kez. gögsüne aldığı süngülerle savunmasız bir şekilde katledilir . 5 Eylül 187 günü öldürülen Çılğın At 35 yaşında kızılderiler arasında bir Efsane olur.

VE LION KATLIAMI

28 Kasım 1864 günü 1000 yakın askerle kaleden çıkan Albay Chivington’un kesin emir almıştı ne pahasına olursa olsun kızılderiler bertaraf edilecekti. Cheyenne ve Araphelar kabilesine doğru yönelen askerler kendilerini karşılamaya gelen ilk yerliyi kurşunlarıyla yere sererler. Ölümle tehdit edilerek Kızıl derilerin köyünü göstermeye zorlanan Çiftçi Robert Bent’den gelişen olayları dinleyelim. “Kampın iyice yakınına geldiğimizde Amerikan bayrağının dalgalandığını gördüm. Kızılderili reisi Kara kazan’ın etrafınan toplanan halkına kızılderili bayrağın çevresinde durmalarını söylediğini işittim. Gerçekten’de kadını erkeği çocuğu bayrağın çevresinde toplanmışlardı. Kızılderilerle aramızda 50-60 metre vardı. Aynı zamanda bir de beyaz bayrağın yükseldiğini gördüm. Bu iki bayrak da o kadar ortalıkta bir yerdeydiler ki görülmemeleri imkansızdı. Askerler birden tüfeklerindeki binlerce mermileri silahsız kızılderilerin üzerine boşaltmaya başladılar. Bazı erkekler silahlarını almak için çadırlarına daldılar. Kanımca hepsi 600 kişi civarinda idi. Ama bunların içinde 35 kadar savaşçı bir o kadar da ihtiyar bulunuyordu. öteki erkekler kampın uzağında Ava gitmişlerdi “. Albay Chivington katliam sonrası verdiği resmi raporda 9 askerin öldüğünü, bunun karşılığında 400 ile 500 arasında yerlinin yok edildiğini yazıyordu Gerçeğin yine olayın tanığı Robert Bent’den öğreniyoruz. “Bacağından aldığı yarayla yerde yatan bir kadına takıldı gözüm, askerlerden biri kılıcını çekerek kadının yanına geldi. Kadın kendini korumak için kolunu kaldırdı ama asker kılıcıyla vurarak kolunu kesti. Bu kez öbür kolunu kaldırdı, asker kılıcıyla onu da kesti. sonra öldürmeden öylece bırakıp gitti “. Köyde “Squaw” denilen, bir kızılderili kadınla evlenip kabileler arasında yaşayan beyaz erkekler de bulunuyordu. Ama onların da sonu farklı olmaz “Otuz kırk kadar Squaw korunmak için bir çukura sığınmışlardı., 6 yaşındaki küçük bir kızın eline bir sopaya bağlanmış bir beyaz bayrak vererek ortaya saldılar; kızcağız daha birkaç adım atmıştı ki alnında giren bir kurşunla yere düşer. Daha sonra o çukurdaki bütün Squaw’lar ve dışarda kalanlar hep öldürülürler. Squaw’lar en ufak bir direnme göstermezler. Gördüğüm bütün ölülerin kafa derileri yüzülmüştü. Karnı ortadan yarılmış bir Squaw kadını, yanı başında henüz doğmamış bir çoçuguyla yerde yatıyordu”. Robert Bent’in sözleri Teğmen James Conner’de doğrular. “ertesi Gün savaş meydanında dolaştığımda, kafa derileri yüzülmemiş tek bir kadın, erkek yada çocuk ölüsüne rastlamadım; çogunun gövdesi en korkunç işkencelere uğratılmıştı. erkeklerin kadınların ve çocukların cinsel organları kesilmişti. Kara kazan’in kurtulduğu katliamda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 133 kızılderili öldürüldü. Ardından Wounded Knee katliamında da 300 Kızılderili barış antlaşması yapılacak vadiyle silahsizlandırılarak katledilirler.

HAYALET DANSI,DİRENİŞİN SEMBOLU OLDU

1885 Yıllarında Amerika Birleşik devletleri ve Kanada kızılderilileri bir bunalımla yüz yüze geldiler. Artık Kızılderilelerin geçimini ve hayatanı idame ettiren Bufalolar yok olmuştu. Hükümet kendi katlettiği Bufaloların yerine kızılderileleri bisküvi,un,tuzlu domuz eti ve sığırlardan oluşan yiyecekler gönderdi. Kızılderililerin büyükleri beyaz adamın yiyeceğini kabul etmedi,çoğu soğuya ve açlığa dayanamayarak öldü. Kızılderili önderleri cesaretlerini yitirmişti. Tenbellik içinde oturup hükümetin yavaş yavaş gelen bağışını beklemekten başka yapaccak birşeyleri yoktu. Her kızılderili reisi kendilerini kurtaracak bir reisin geleceğini ve beyazların elinden kurtaracağını inanmaya başladı. Uzaklarda Nevada’da geleceği görebilen ,ölülerle konuşabilen bir kızılderilinin yaşadığı söylentisi tüm Kızılderili topluluğunu kapladı. Bu konunun araştırılması için tüm kızılderili reisleri heyet gönderdi. Bu söylenen medyum yoksa kendi hayal güçleriyle mi bilinmez Kızılderililerin çoğu kendilerini kaybederek trans haline girerek dans etmeye başladılar. Dansı ve rituelleri merak eden tüm kızılderili kabileleri merak içinde bu dansı uygulamaya başladılar. Kızılderili önderleri ısrarla beyazların silip süpürecek ve kızılderilere topraklarını geri verecek olan kızılderili reisten söz etmeye başladılar. Beyazlar bundan Hayalet dansı dini olarak söz etmeye başladı. Büyük olasılıkla kızılderililer kendilerinden geçene kadar kadar dans ettikleri hayaletle konuştukları için böyle bir ismi verdiler. Çok geçmeden tüm ülkenin kızılderilileri bu dansı yapmaya başladı. Heyecan büyüktü ve giderek daha da artıyordu. Bu yeni önderlerin verdiği sözlerden kuşku duyan dost kızılderililer beyazlara karşı bir isyanın başlamakta olduğunu ve toplu bir katlimanı yapılabileceği konusunda ırkdaşlarını uyardılar. Hükümet bu yeni hareketten etkilenen kızılderilerin üzerlerine kuvvetler göndererek durdurmaya çalıştı. Katliamlar bir birini kovaladı. Kızılderilere karşı olan sürek avı arttı. Fakat hükümet Hayalet dansıy’la gelen bu özgürlük kıvılcımını katliamlar kesemedi. Onun yerine aldığı bir kararla Hayalet dansının yapılmasını tüm kabilelerde yasaklattı. Büyük reis Oturan Boğa Hayalet dansı yasağına uymadığı için öldürüldü. “Kısa boğa “ve “Tekmeleyen Ayı” ise kurtulan reislerden bir kaçı idi. Hayalet dansı ve kuralları yıllarca gizlilik içersinde kabileler arasında sezsizce uygulandı.

KATLIAMCILARIN ŞOVMENI BUFFALO BILL

Ömründe bir inek bile gütmeyen Codi namı diğer Buffalo Bill Kansas Pacific Demiryolu hesabına işçilerin yiyecek ihtiyacını sağlamak için çalışırken şöhret başamaklarını tırmanmaya başlar. Bölge Kadınların katlayama karşı çıkmalarına rağmen attığı kurşun sayısı olan 4280 kadar Buffalo öldürür. Bu işinde o kadar ünlenir ki adı Buffalo Bill olur Ilk kızılderiliyi 14 yaşındayken öldüren Bill sırtına astığı tüfeği ve tabancalarıyla bir kahramana dönüştürülür. Bill Kızılderili katlıamlarında hep ön sıralarda yer alır hatta Cyenlerin ünlü reisi Sari El’in öldürülmesinden sonra yanına giderek cebinden çıkardığı bıcayığla reisin kafa derisini yüzer. Bu olaydan sonra Bill Kovboy romanlarını kapaklarında görürüz Bill’i. Süslü bir Meksika kostumü giyen “Kovboyların en ünlüsü” Winshecter tüfegi ve Colt tabancalarıyla bir yıldızdır artık. Kurmuş olduğu sirkte, izleyicilere Kızılderilerin öldürdüğü askerlerin kanini yerde bırakmadığını ballandıra balladıra anlatırken elinde tuttugu Cyen reisinin kafa derisiyle savaş naraları atıp alkış alır. ABD birçok şehrinde aynı şovu tekrarlayan Bill alkış toplamakla kalmaz şovlardan servet edinir. Savunmasız yüzlerce kızılderiliye pusu kurup hile ile öldürüp kanlarıyla bir servet kazanan Bill tarih kitaplarında ise “Amerikalı öncü lider ” diye anılır ne hikmetse.Evet o gerçekten yüzyılın bir lideriydi sadece eli kanlı bir liderdi.

TOPLAMA KAMPLARINDA YOKEDILENLER

Uygar batı geçmişiyle övünmek istesede kendi tarihinin kan ve gözyaşıyla kurulduğunu her zaman görecektir. Tek tek toprakları elllerinden alınan kızılderiler Toplama kamplarında uygarlaştırılmak için eğitimden geçirilmeye başlanırlar. Toplama kamplarında yaşamaya zorlanan Kızılderilerin yiyecekleri sağlamak üzere bir çok kişiyle sözleşmeler yapılır. Getirilen yiyeceklerin üstlerinde kullanılamaz damgası olsa da Kızılderilere dağıtılır. yiyecek zehirlenmesi sonucunda meydana gelen ölümler sıralamasında çocuklar birinciliği hiçbir zaman bırakmazlar. Soğuk kış geceleri ısınmaları için kızılderilere battaniye dağıtılır. Ardından, verem, kızamık, difteri gibi bulaşıçı hastalıklar boy gösterir kamplarda. Beyaz adam savaşmadan da kızılderileri yok etmenin yollarını daha önce neden düşünemediğini üzülür. Bir kurşun ile ancak bir kızılderili öldürebilirken Mikroplu battaniyelerle binlercesini katletmek çok daha kolay olduğunu anlar. Kızılderiler ulusal kıyafetlerinden vazgeçmek “Uygar giysi” denilen elbiseleri giymek zorundaydılar. Ayrıca her kızılderili erkeği saçını kısa kestirmeliydi. Saçıyla gurur duyan bir kızılderili için son derece onur kırıcı bir uygulamaydı bu durum. ama onların insan yerine koyan olmadığı için bunun önemi yok tu beyazlar için. Beyaz adam kızılderıler ile dört yüzü aşkın anlaşma yapar. Hepsi de beyaz adam tarafından bozulan anlaşma metinlerinde şunlar yazılıdır. “Irmaklar aktikça, güneş tepede parladikça ve çimenler yeşerdikçe bu topraklar sizindir ve sizin izniniz olmadikça de ne elinizden alinabilir ne de satilabilir. “
VE ŞIMDI

Kızılderılerın özgürlük kavğaları sonraki yıllarda da devam eder: 1975′te FBI’in “yok edilmesi gereken hedef ” listesinde yer alan Kızılderili harekatın günümüzdeki lideri Leonard Peltier sahte iddia ve belgelerle gözaltına alnır. FBI’nin Azınlık liderlerine uyguladığı tuzak bir eylemle ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Peltier için tüm kızıl deriler eylem başlatmalarına rağmen etkili bir lobileri olmadığı için sesleri hep cılız kalmakta.. ABD yönetimi’de Kızılderileri pasif bir hale getirmek için elinden geleni yapmaya devam ediyor. Ülkede her kızılderiliye kumarhane açma ve oynama izni veren hükümet Kızılderilerin kendi aralarında’da içkive fuhuşun yaygınlaşması için’de ön tedbirler alarak bir nevi asimile politikasını devam ettirerek kendine göre tehlikeli gördüğü bir ırkı pasifize etmektedir. Bir dönem özgürlük fikrini danslarıyla dile getirip beyazlara karşı güçlerini gösterme savaşı veren Kızıl derilerin torunları ise günümüzde ABD hükümetinin kendilerine yaşamaları için ayırdığı toplama kamplarında dolarlara karşı hayalet dansını uygulayarak soylarını devam ettirmeye çalışıyorlar.

Buffalo Bill veya gerçek Raised William Frederick Cody, Cody olarak bilinen Wahşi batının bu efsanevi kowboyunun gerçek yaşam hikayesinin hiç de bildiğimiz gibi olmadığını biliyormusunuz.Ülkenin, Iowa eyaletinde 1846 yılında dogan Bill yaptıklarını 1883 organize ederek ünlü “Wahşi batı Show” adı altında Amerika ve Avrupada tur attırılarKansas Pacific trenyolunda işçiler ve askerler ile birlikte çalışır Bill Batı Nebraska ‘da askerlerle keşif kollarında izcilik yaparak çalışırBuffalo Bill karakter olarak roman ve hikayelerinde sembolize dedilen “wahşi batı ile eş düşünülür. William Cody başladığı tren yol çalışmalarında bri maceracı olarak görülür. İlk örnek olarak karşımıza çıkan Bill kendine özgü elbiseleri ve yaşam tarzı ile herkeşin ilgi odağı olmasını bilmiştir. Buffalo katliamanın ardından iz sürdüğü kızılderileri teker teker avlayarak kafa derilerini yüzen anlı şanlı kahramanımız savuinmasız yüzlerce kızılderiliyi katlederek önüne ön katar. Irkçı bir düşünceye sahip olan Buffalo Bill yaptıkları efsane şeklini alır.Buffalo Bill. New York, San Franciso, Chicago, ve Avrupa’da çok sayıda şova katılır., Cody’s şöhretini korumak adına dünyada dolaşmadık yer bırakmaz Topraklarını korumak amacıyla özgürlük için savaşan kızılderileri asi ve vahşi olarak tanıtır tüm dünyaya Buffalo Bill kızılderilerin en büyük suçları beyaz efendilere boyun eğmemek olmuştu. Demiryolları şirketi işçilerin yiyecek sıkıntısı baş gösterirnece etraftaki buffaloları öldürmesi için Cody tutar ve yiyecek sıkıntısından cody sayesinde kurtulur. Tüm yiyecek karşılama işini üzerine alan bill bizon katliamını çok iyi yapar ve demiryolları şirketinin kadrolu işçisi haline gelir.Cody daha sonra gelişmekte olan Endüstri şehri Wyoming’te izcilik işine başlar. İlk işi Büyük Boynuzu takip işidir. 1895 ‘de yerini tespit eder Cody yaklaşır ve hileyke kurbanını öldürür bu mahareti kulaktan kulağa yayılarak nasıl kızılderileri öldürdüğü ballandıra balandıralarak anlatılır.Geniş bir kitle tarafından izlenir .Codl efsanesini sağlamlaştırmak için yorulmak nedir bilmez Ordunun yaptığı bütün sürek avlarına katılır. Avlarda herkesi etkimeyi başarır. Üçkağıtçılık ve hilebazlık ta üzerine rakip tanımayan Kowboyumuzun ünü günden güne artar. Artık o soluk benizlerin bir kahramanı kızılderilerin ise kafaderilerini yüzen bir vahşidir. Bill kurnazlıgı ile entrikalarının ardı ardına yapar. Barış görüşmeleri için gelen şefler hep onun elinde can verir. 1876, yılında askerler ile Batı Nebreskada keşifler yaparken karşılaştığı Cheyen savaşçısını öldürerek ordu tarafından ülkeye hizmetlerinden dolayı ödül verilyor.21 saat 40 dakikada 20 atla 322 mil yol almış 14 yaşında yarışmalara katılıyormuş8 ayda 4280 tane buffalo öldürüyor ayda 500 dolara çalışıyor

Bugün

Günümüz Kızılderilileri ile ilgili en çok sorulan soru şudur: “Hala çadırlarda mı yaşıyorlar?” (bu soru zaten sadece Ova Kızılderililerini kapsıyor, çünkü çadırlarda yaşayanlar sadece onlardı.) Bu sorunun cevabına, hem evet hem de hayır diyebiliriz. Ancak ilk olarak, Kızılderililerin bugün nerelerde yaşadıklarını anlatmak gerekiyor.

Kızılderili gruplarının hemen hepsi, kendilerine ayrılan Kızılderili Bölgelerine yerleşmek zorunda kaldı. Aslında bu bölgelere verilen adın tam Türkçe karşılığı “Kızılderili Rezervasyonu” (tabii rezervasyon kelimesine ne kadar Türkçe denirse).

Kızılderililere ayrılan bu topraklar, genellikle doğa şartları bakımından yaşanması en güç bölgeler. Ancak Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasında büyük fark var. Her ne kadar Kanada’daki rezervasyonların bazılarının durumu kötü olsa da, Amerika’dakilerle karşılaştırıldığında oldukça iyi durumda sayılır. Bu iki zengin ülke içinde adeta üçüncü dünya ülkelerini andıran rezervasyonların bazılarında elektrik, su, yol, eğitim gibi hizmetler yok. Daha şanslı olan ve küçük tatil kasabalarını andıran bazı ise her türlü olanağa sahip.

Kızılderililer ya bu bölgelerde yaşıyor, ya da orada yaşadıkları sorunlar nedeniyle (en önemlisi işsizlik) büyük şehirlere yerleşiyorlar. Şehirde yaşayan Kızılderililer genellikle yine kendileriyle ilgili konularda çalışıyor. Avukat, doktor, öğretmen, mühendis olanlar yine bir şekilde kendi halklarına hizmet veriyor. Şehre gelip iş bulamayanları ise zor günler bekliyor. Hem büyük şehre alışmak, hem de işsizlikle, evsizlikle başa çıkmak zorunda olan bu insanlar, genelde Kızılderili merkezleri yakınında toplanıyor ve gelen yardımlarla geçiniyor. Evsiz de olsalar, en azından sıcak bir yere gidip karınlarını doyurmak şansına sahip oluyorlar. Yine Kızılderililerin kurduğu bazı merkezler bu insanlara yiyecek, battaniye, soğuk kış günlerinde sıcak bir kap çorba ya da kahve dağıtmak için gece gündüz sokaklarda dolaşıyor. Bu yardımı yaparken elbette beyaz-Kızılderili ayrımı yapılmıyor.
“Hala çadırlarda mı yaşıyorlar?” sorusuna gelince, şehirde yaşayanlar elbette çadırda kalmıyor. Ancak rezervasyonlarda yaşayanların hemen hepsi, küçük prefabrik ya da ahşap evlerinin, ya da ev olarak kullandıkları karavanlarının yanında bir çadır bulunduruyor. Aynı eskiden olduğu gibi kurdukları bu çadırları hem törenler için, hem de evin başka bir odası gibi kullanıyorlar. Geleneksel olarak çadırlarda yaşamayan Kızılderililerin rezervasyonlarında ise doğal olarak çadıra rastlanmıyor. Haftalarca, ya da aylarca ormanda, ya da bir nehir kenarında ava çıkan Kızılderililer de geleneksel çadırlarını hala kullanıyorlar. Ancak artık eskisi gibi yüzlerce çadırdan oluşan köylerde yaşayan Kızılderililer yok. Amerika’nın güneybatısında, kerpiç evlerde yaşayan ve geleneklerinin çok büyük bölümünü korumayı başarmış olan Kızılderililerin ise, yüzlerce yıl önce nasıl yaşıyorlarsa hala öyle yaşadıklarını söyleyebiliriz.

Kızılderililer için en önemli sorunların başında alkolizm geliyor. Ancak alkolizm aslında yalnızca görünen sorun, çünkü buna neden olan sorunlar çok daha büyük boyutlarda. Onları haklı çıkarmak gibi bir niyetimiz yok, ama birçok kişi yalnızca günlük sorunlar ve yaşamın bir parçası olan acılar yüzünden alkolik olurken, Kızılderililerin onlara yaşatılan pek çok acı nedeniyle alkole sarılmaları o kadar da anlaşılmaz değil. Üstelik kızgınlık, üzüntü ve bunlara benzer duyguların geleneksel olarak dışa vurulmadığı gözönüne alınırsa, alkolün onlar için nasıl bir sığınak olduğu daha da iyi anlaşılabilir. Aslında geleneksel olarak esas olan, kişinin kızgınlığını dışa vurmaması değil, bu tip duyguların içinde büyümesine bile izin vermemesi. Kızılderililere göre bir insanın diğerine karşı kızgınlık duyması, yalnızca onun yeterince büyümediği anlamına geliyor. İşte alkol de, Kızılderililerin normalde yapmaktan utanç duyacakları şeyler için bir kılıf, yaptıkları için bir mazeret oluyor.

Bu konu aslında çok daha geniş boyutları olan, çözümü oldukça güç bir sorun. Geleneksel tedavi merkezleri de dahil olmak üzere, bu sorunu çözmeye çalışan pek çok kişi ve kuruluş var. Alkolden kurtulurken geleneklerine de dönen bu Kızılderililer, bazen tedavi merkezlerine defalarca geri dönmek zorunda kalsa da, büyük çoğunluğu sonunda adeta bir yeniden doğuş yaşıyor. Ancak yine de alkolü bırakmak, buna neden olan ırkçılık, cinsel ve psikolojik taciz, yüzyılların verdiği kızgınlık, haksızlığa uğramışlık, ve güvensizlik gibi sorunlarla başa çıkmayı da gerektiriyor.

Biraz da güzel şeylerden söz edelim… Kızılderililere, yıllar süren bilinçli bir politikayla kendilerinden ve kültürlerinden nefret etmeleri öğretildi. Ama Kızılderililer hala Kızılderili olmakla gurur duyuyor ve kültürlerini yaşatmaya devam ediyor. Yasaklanan törenler bir bir ortaya çıkıyor, uygulanıyor ve yeni nesil de bu törenleri öğreniyor. Hem şehirde, hem rezervasyonda yaşayan Kızılderililer, Kızılderili büyüklerinden “eskileri” öğreniyor. Sözlü gelenekler ağızdan ağıza dolaşmaya devam ediyor, unutulan şarkılar, törenler rüyalarda görülüyor ve tekrar canlanıyor. Zaten Kızılderililerin hayatıyla iç içe olan, bizim “sanat” adını verdiğimiz kavram, yeni boyutlar kazanıyor. Beyaz adamın bazı yöntemleri, Kızılderilinin yararına kullanılıyor. Film, video, kaset, CD üreten Kızılderililer gün geçtikçe artıyor. Tüm bu araçları kendi kültürlerini yaymak ve yaşatmak için kullanan Kızılderililer, kitaplar yazıyor, öyküler anlatıyor, resimler, heykeller yapıyor, tarihi yeniden yorumluyor, ve artık dünyaya hikayenin diğer tarafını anlatıyor.

Kızılderililer zaman zaman artık beyazlara benzemekle de suçlanıyorlar. Kızılderili kültürlerini yok etmeye çalışanlar, şimdi de onları beyazlara benzedikleri, kendi benliklerini kaybettiklerini söyleyerek hor görüyor. Evet, şehirlerde yaşayan, beyazların çalıştığı işlerde çalışan, takım elbise, kot, gömlek giyen, Rayban marka güneş gözlükleri takan pek çok Kızılderili var. Ama bu onların benliklerini yitirdikleri anlamına gelmiyor. Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkenin, hiçbir zorlama olmaksızın Amerikan yaşam biçiminin ve dilinin ne kadar etkisi altında kaldığı düşünülürse, dilleri, dinleri ve kültürleri zorla yok edilmeye çalışılan Kızılderililerin bu kadarını koruyabilmiş olmaları bile mucize sayılabilir. Powwow, Kızılderili kültürünün hala canlı olduğunu gösteren en popüler olaylardan biri. Yılın değişik zamanlarında düzenlenen danslar, özellikle yaz aylarında artıyor ve bazı Kızılderililer bir powwow’dan diğerine gitmek için neredeyse tüm Kuzey Amerika’yı geziyor. Aslında powwow kelimesi, Algonquin dilinde şaman, rüya gören anlamına geliyor. Beyazlar Kızılderili liderlerle görüşecekleri zaman bir powwow gerektiği için, beyazlar bu toplantılara powwow demeye başlamış. Günümüzde ise yalnızca dans için toplanmaya powwow deniyor.

Bu danslar genellikle Kızılderili bölgelerinde yapılıyor ve 2-3 gün boyunca devam ediyor. İsteyenler powwow alanında kamp da yapabiliyor. Gecenin geç saatlerine kadar devam eden dansta geleneksel giysiler giyiliyor. Bu danslar dini değil, eğlence amaçlı olduğu için beyazlara da açık. Bazı geleneksel danslar dışında isteyen herkes dans edebiliyor. Powwow’ların bir kısmı da yarışma şeklinde oluyor. Bütün yıl boyunca danslarını ve kostümlerini hazırlayan dansçılar, powwow alanında bütün yeteneklerini sergiliyor, hem kültürlerini yaşatmış, hem de biraz para kazanmış oluyorlar. Powwow sloganları arasında en popüler olanları, “Geçmişi hatırlayarak, geleceğimizi kutluyoruz” ve “Halkın kalp atışları.”

Powwow’larda en az 2-3 tane de davul grubu oluyor. “Halkın kalp atışları” da zaten bu müziği anlatıyor. Çoğu kişiye anlamsız çığlıklarmış gibi gelen Kızılderili şarkıları, Kızılderililer için büyük önem taşıyor. Davulun sesi, onların kalp atışını simgeliyor. Onlar için şarkı, aynı bir dua gibi. Şarkılar zaman zaman değişik Kızılderili dillerinde söylense de, yalnızca insan sesinin gücü, kelime anlamı olmayan seslerle gösteriliyor. Sözler yerine bu sesleri kullanmak, değişik Kızılderili gruplarından olanların ortak bir dilde şarkı söyleyebilmelerini de sağlıyor. Kızılderililer, dinleyenler tarafından beğenilmek için şarkı söylemiyorlar. Onlar, insanlar ve yaşayan tüm varlıklar için şarkı söylüyor.

Powwow’da, ya da herhangi bir Kızılderili töreninde dans edenler, dans ederek yürürken tam bir daire tamamlamak zorunda. Başladıkları yere geri dönmeleri gereken dansçılar, bu şekilde hayatın, evrenin, insanın döngüsünü anlatıyor. Yaşlı ya da hasta olanlar, daha küçük daireler tamamlayarak, hatta isterlerse kendi etraflarında dönerek bile dans edebiliyor. Altında bez bağlı bebeklerin bile kostümlerini giyerek dans ettikleri powwow’lar, tüm Kızılderililer için hala yaşıyor olduklarını simgeleyen bir kutlama anlamına da geliyor.

Powwow’lara katılan beyazlar arasında çoğu zaten Amerika ya da Kanada vatandaşı olanlar ve turistler var. Beyazlar ve Kızılderililer, uzun yıllardır aynı ortamda yaşasalar da, aralarında hala büyük farklılıklar var. Bunların en önemlisi de yaşama bakış açısı. Pek çok Kızılderili, özellikle Kuzey Amerika kıtasındaki beyazların fazla maddiyatçı olduğunu düşünüyor. Yavaş Kaplumbağa adında bir Kızılderili büyüğü, beyazların çoğunun yalnızca paraya sahip olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: “Evet, onca yıldan sonra emekli olabilirsiniz, emekli maaşınız da var tabii ,harika. Ama bir yaşamınız var mı?”

Aslında günümüz Kızılderililerin sözleri de en az geçmiştekiler kadar ünlü olmayı hak ediyor. Konuşmalarında yaşama bakış açılarını dile getirmenin yanı sıra, biraz da beyaz toplumu eğitmeye çalışıyor Kızılderililer. Twylah Nitsch, Sesi Rüzgarın Üzerinde Giden, günümüz insanının dinlemeyi bilmediğini söylüyor. “Oysa bir şey öğrenebilmek için, önce dinlemek gerekir” diyor. Dinlemek yerine kendilerini dinletmek isteyen bu insanlara, konuşan kişinin bilgeliğinden yararlanmaya çalışmalarını öğütlüyor. Zaten hemen hemen tüm Kızılderililer, beyaz adamın konuşarak fazla zaman harcadığını düşünüyor. Başka bir Kızılderili büyüğüne göre, “bilgi” iyi bir şey; o bilgiyi iyi kullanabilmek ise, bilgelik. “Ancak insanlar bugünlerde bilgeliğin değil, bilginin peşinde koşuyorlar. Oysa bilgi geçmişe aittir, bilgelik ise geleceğe.” Yavaş Kaplumbağa, kaç kişinin gerçekten yapmak istediği şeyi yaptığını merak ediyor. “Bak, para kazanıyorum, ama hiçbir şey yapmıyorum” diyebilecek pek çok kişi var. Sabah erken kalkmayı seviyor muyum, sevmiyor muyum, öğlen acıktığım için mi yemek yerim yoksa saat 12′yi gösterdiği için mi? İnsanların artık kendilerine dönmesi gerektiğini söyleyen Yavaş Kaplumbağa, bunun bencillik değil, kendini mutlu etmek olduğunu söylüyor. Oh Shinnah, Toprağın Şarkısı ise, pek çok acıya göğüs germiş olan Kızılderili uluslarının hala nasıl ayakta kalabildiklerini, büyükbabasının ona ve tüm insanlara verdiği bir öğütle özetliyor: “Bu kadar ciddi olma. Espri anlayışını yitirirsen, dünyada olan tüm korkunç şeyler seni yok edebilir.”

Tütün’ü Bulanlar Kızılderililer
Amerikan Yerlileri (Kızılderililer) Avrupalılar kıtaya gelmeden önce tütün kullanmaktaydılar. İlk Avrupalı yerleşimciler tütün içmeyi kızılderililerden öğrenerek tütünü daha sonra gittikçe popüler olacağı Avrupa’ya taşıdılar. Amerikan Yerlileri arasında tütün eğlence amacıyla değil ayinlerinde ve ancak deneyimli şamanlarınca dini gerekçelerle kullanmalarına karşın Avrupalılar tütünü eğlence ve vakit geçirme amacıyla yaygınlaştırdılar.

Tütün aynı zamanda Amerikanın güneyinin hızla sömürgeleştirilmesine de yol açmıştır. İlk sömürge yayılımının ardında tütün üretimini arttırma isteği de bulunmaktaydı. Avrupalılar Amerika’ya getirdikleri zenci kölelerle açtıkları alanlarda tütün ekimi yapmaya başladılar.

Tütün 1500 yıllarında Antillerden İspanyol gemicileri vasıtasıyla İspanya’ya ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. Anadolu’ya ise Osmanlı İmparatorluğu zamanında (1605) Venedikli tüccarlar tarafından sokulmuş ve kullanılışı kısa bir zamanda yayılmıştır.

Tütün bitkisi, kurutulmuş yaprakların yakılması ile ortaya çıkan dumanın içe çekilmesi veya tozlarının enfiye halinde buruna çekilmesi veya özel işlem görmüş yapraklarının çiğnenmesi suretiyle kullanılır. Tütün içme adeti, tütünün vatanı olan Amerika’da başlamıştır. Yerliler dini törenlerinde kokulu bitkilerle birlikte tütün yapraklarını tütsü olarak kullanmışlardır. Dumanı teneffüs eden yerliler zamanla bu bitkinin keyif verici etkisini fark etmişler ve adi kamış ve bambudan yapılmış Y şeklinde bir borunun çatal kısmını burunlarına sokarak veya ağızdan üfleyerek dumanı içe çekmeye başlamışlardır. Böylece piponun en eski şekli ortaya çıkmıştır.

Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfine kadar Avrupa’nın tütünden ve tütün içme adetinden haberi olmamıştır. Kolomb ve arkadaşları, kırmızı derili insanların kuru bir otu mısır koçanına sararak içtiklerini, ağız ve burunlarından duman çıkardıklarını ve yerlilerin buna “tabaco” veya “tombac” adını verdiklerini hayretle görmüşlerdir. Tütün içme adeti, Amerika’yı keşfeden Portekiz’li ve İspanyol gemicilerin önce kendilerinin alışması ve daha sonra yanlarında diğer şehirlere götürmeleri sonucunda yaygınlaşmaya başlamıştır. Gemilerin iki kıta arasında gidip gelmesi suretiyle İspanya, Portekiz ve diğer Avrupa şehirleri, tütünü ve içme adetini tanımışlardır. Meksika’nın “Tabesco” bölgesinde tütün tarımının yapıldığını gören İspanyollar, Küba’da tütün içme borusuna “tabaco” adının verildiğini duymuşlar ve “tabaco” adını kullanarak her gittikleri yerde bu adın yayılmasını sağlamışlardır.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap

tarafından dağıtılmaktadır Adcash
tarafından dağıtılmaktadır Adcash
Bilinmeyenler-Haber>>Bu portalda kanuna aykırı hiç bir paylaşım yapılmamaktadır.
0,647 saniyede 41 sorgu yapıldı.