tarafından dağıtılmaktadır Adcash
elektronik sigara | mobil film
SEÇİLENLER

Anasayfa > TARİH > Genel Tarih > Soykırım Yalanı-Özür Dilemiyoruz

Soykırım Yalanı-Özür Dilemiyoruz
Son Güncellenme : 21 Ara 2008    166 izlenme
Sosyal paylaşım sitende paylaş!

 

Bizi soykırımla suçlayanların Sicillerine gelin bir bakalım;

Avrupalıların Köle Ticareti

1600’lü yıllarda Avrupa’da baş gösteren ekonomik sıkıntı, Avrupalı devletleri Afrika, Asya ve Amerika kıtalarında sömürgeciliğe yöneltmiştir. İş gücü sağlamak maksadıyla, sadece İngilizler tarafından 17 nci yüzyıl başlarında 150.000 Afrikalı gemilerle Amerika ve Karayibler’e getirildi, 18 nci yüzyılda bu sayı 336.500’e yükseldi. 16 ncı yüzyıldan 19 ncu yüzyıla kadar İngiliz, Fransız, İspanyol, Danimarkalı, Norveçli, Portekizli ve Hollandalı köle tacirleri tarafından 12-13,5 milyon Afrikalı Amerika’ya köle olarak getirildi.

Avrupa Kökenli Amerikalıların Amerikalı Yerli Halka Soykırımı

1492 yılında Colombus, Amerika kıtasında bugünkü Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin bulunduğu adaya 50 kişi ile ayak bastığında, adada 8 milyon civarında Arawaks yerlisi yaşıyordu. 22 yıl sonra bu rakam 28.000’e, 50 yıl sonra ise 200’e düştü. 1519’da İspanyol Cortez’in Meksika’yı feht etmesi ile birlikte, 12 milyon olan yerli nüfusu 1600 yılında 1 milyon oldu.

İnsanları silahla öldürmenin yanında, 1600-1607 yılları arasında İngilizler tarafından bilinçli olarak yayılan çiçek hastalığı nedeniyle Rio Grande ve Virginia bölgelerinde 45.000 yerli hayatını kaybetti, Ottowa’da 1630-1633 yılları arasında İngilizler tarafından yerlilere bilinçli olarak dağıtılan çiçek hastalığı mikrobu taşıyan battaniyeler nedeniyle 100.000 kişi öldü.

ABD Başkanı Theodore Roosevelt’in; “Ben en iyi yerli (Kızılderili) ölü yerlidir diyecek kadar çok ileri gitmek istemiyorum ama onda dokuzu öyledir.” sözü, Amerikalıların yerlilere ilişkin ırkçı ve soykırımcı yaklaşımlarını en iyi şekilde özetlemektedir.

1970-1980 yıllarında ABD destekli Guatemala hükümeti birlikleri ve paramiliter güçler tarafından 200.000 Maya katledildi. 1999 yılında ABD Başkanı Bill Clinton, bu soykırımda ABD’nin aktif rolü nedeniyle resmi olarak Mayalardan özür diledi.

Fransızların Cezayir Soykırımı

Fransızlar, Cezayir için geliştirdikleri sömürge projesi çerçevesinde Fransız Cezayir’i yaratılmasını amaçlayan sistemli bir asimilasyon ve insan beyninin sömürgeleştirilmesi politikası izledi. 1830-1962 yılları arasındaki pratiğinde; Cezayirlilerin Fransızca okuması, yazması, konuşması ve düşünmesi yer aldı. 1935’de Cezayirliler, kültür ve tarih olarak yakın gördükleri Türkiye’yi bağımsızlığına kavuşturan Atatürk’ün ilke ve taktiklerini örnek almaya başladılar. 1957 yılında Cezayir Kurtuluş Cephesi (FNL)’nin bağımsızlık mücadelesini başlatmasıyla, 1962 yılına kadar Fransızlar tarafından; 1.000.000 Cezayirli öldürüldü, 2.500.000 Cezayirli toplama kamplarına gönderildi ve 8.000 köy haritadan silindi.

Norveç’in Taterlar’a Uyguladığı Biyolojik Soykırım

1900’lü yılların başında Germen ve İskandinav toplumlarında geliştirilen Ari Irk teorisi 1929-1938 yıllarında İsviçre, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç’te kanunlaştırıldı. Bu ideoloji çerçevesinde kullanılan kısırlaştırmayla ilgili Norveç kanunu akıl hastaları, fiziki engelliler ve etnik grup Taterlar’a uygulandı. 1959 yılına kadar sayıları 2.513 olarak belirlenen Tater kadınından 840’ı ve 14 yaşından büyük sayıları tespit edilemeyen Tater kız çocukları kısırlaştırıldı, bu biyolojik ve kültürel ırkçı uygulamalar devlet tarafından kurumsallaştırıldı.

1908 yılında Taterlar için t(Tarihten Günümüze Örnekler)

Avrupalıların Köle Ticareti

1600’lü yıllarda Avrupa’da baş gösteren ekonomik sıkıntı, Avrupalı devletleri Afrika, Asya ve Amerika kıtalarında sömürgeciliğe yöneltmiştir. İş gücü sağlamak maksadıyla, sadece İngilizler tarafından 17 nci yüzyıl başlarında 150.000 Afrikalı gemilerle Amerika ve Karayibler’e getirildi, 18 nci yüzyılda bu sayı 336.500’e yükseldi. 16 ncı yüzyıldan 19 ncu yüzyıla kadar İngiliz, Fransız, İspanyol, Danimarkalı, Norveçli, Portekizli ve Hollandalı köle tacirleri tarafından 12-13,5 milyon Afrikalı Amerika’ya köle olarak getirildi.

Avrupa Kökenli Amerikalıların Amerikalı Yerli Halka Soykırımı

1492 yılında Colombus, Amerika kıtasında bugünkü Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin bulunduğu adaya 50 kişi ile ayak bastığında, adada 8 milyon civarında Arawaks yerlisi yaşıyordu. 22 yıl sonra bu rakam 28.000’e, 50 yıl sonra ise 200’e düştü. 1519’da İspanyol Cortez’in Meksika’yı feht etmesi ile birlikte, 12 milyon olan yerli nüfusu 1600 yılında 1 milyon oldu.

İnsanları silahla öldürmenin yanında, 1600-1607 yılları arasında İngilizler tarafından bilinçli olarak yayılan çiçek hastalığı nedeniyle Rio Grande ve Virginia bölgelerinde 45.000 yerli hayatını kaybetti, Ottowa’da 1630-1633 yılları arasında İngilizler tarafından yerlilere bilinçli olarak dağıtılan çiçek hastalığı mikrobu taşıyan battaniyeler nedeniyle 100.000 kişi öldü.

ABD Başkanı Theodore Roosevelt’in; “Ben en iyi yerli (Kızılderili) ölü yerlidir diyecek kadar çok ileri gitmek istemiyorum ama onda dokuzu öyledir.” sözü, Amerikalıların yerlilere ilişkin ırkçı ve soykırımcı yaklaşımlarını en iyi şekilde özetlemektedir.

1970-1980 yıllarında ABD destekli Guatemala hükümeti birlikleri ve paramiliter güçler tarafından 200.000 Maya katledildi. 1999 yılında ABD Başkanı Bill Clinton, bu soykırımda ABD’nin aktif rolü nedeniyle resmi olarak Mayalardan özür diledi.

Fransızların Cezayir Soykırımı

Fransızlar, Cezayir için geliştirdikleri sömürge projesi çerçevesinde Fransız Cezayir’i yaratılmasını amaçlayan sistemli bir asimilasyon ve insan beyninin sömürgeleştirilmesi politikası izledi. 1830-1962 yılları arasındaki pratiğinde; Cezayirlilerin Fransızca okuması, yazması, konuşması ve düşünmesi yer aldı. 1935’de Cezayirliler, kültür ve tarih olarak yakın gördükleri Türkiye’yi bağımsızlığına kavuşturan Atatürk’ün ilke ve taktiklerini örnek almaya başladılar. 1957 yılında Cezayir Kurtuluş Cephesi (FNL)’nin bağımsızlık mücadelesini başlatmasıyla, 1962 yılına kadar Fransızlar tarafından; 1.000.000 Cezayirli öldürüldü, 2.500.000 Cezayirli toplama kamplarına gönderildi ve 8.000 köy haritadan silindi.

Norveç’in Taterlar’a Uyguladığı Biyolojik Soykırım

1900’lü yılların başında Germen ve İskandinav toplumlarında geliştirilen Ari Irk teorisi 1929-1938 yıllarında İsviçre, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç’te kanunlaştırıldı. Bu ideoloji çerçevesinde kullanılan kısırlaştırmayla ilgili Norveç kanunu akıl hastaları, fiziki engelliler ve etnik grup Taterlar’a uygulandı. 1959 yılına kadar sayıları 2.513 olarak belirlenen Tater kadınından 840’ı ve 14 yaşından büyük sayıları tespit edilemeyen Tater kız çocukları kısırlaştırıldı, bu biyolojik ve kültürel ırkçı uygulamalar devlet tarafından kurumsallaştırıldı.

1908 yılında Taterlar için toplama kampı oluşturuldu. Kurallara göre kamptan izinsiz ayrılan yetişkinler çocukları üzerinde asla hiçbir hak iddia edemedi. 1900 yılında, Taterları kötü yaşam tarzı ve zararlı kültürlerinden arındırmak amacıyla kurulan, Norveç Devlet Kilisesi’ne bağlı Misjonen adlı kuruluş tarafından 1989 yılına kadar 1.500 Tater çocuğu, zorla ailelerinden alınarak Norveçli köylü ailelerin yanına yerleştirildi.

II nci Dünya Savaşı’nda Dresten Soykırımı

Almanların savaşı kaybetmesi ve işgal ettiği bölgelerden hızla geri çekilmesi esnasında, 13-15 Şubat 1945 tarihinde İngiliz ve Amerikalılara ait 1.317 adet bombardıman uçağı tarafından 3.900 ton bomba ve 136.800 adet napalm bombası kullanılmak suretiyle Almanya’nın en büyük tarih, kültür ve sanat mirasına sahip Dresten şehri bombalandı. Şehirde yaşayan 630.000 kişiye ilaveten savaştan kaçan yaklaşık 600.000 mülteci daha bulunuyordu. Bu bombardımanda 135.000-200.000 sivil öldü, 83.000 kültürel eser ve 28.410 tarihi yapı yok edildi, şehrin %85’i tahrip edildi, ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombalarında bile 120.000 insan ölmüştü.

Danimarka’nın Alman Mültecilere Yaptığı Soykırım

II nci Dünya Savaşı sonunda Sovyet Ordusu’ndan kaçan 250.000 (80.000’i 15 yaşından küçük) Alman, Danimarka’ya sığındı. Alman mülteciler 142 adet toplama kampında insanlık dışı şartlar altında ikamete tabi tutuldu. Mültecilerle her hangi bir şekilde ilişki kurulması yasaklandı. Danimarkalı doktorların, salgın hastalıklara bilerek müdahale etmemeleri sonucu 6 ay içinde 7.859’u çocuk 13.741 kişi öldü.

İngiltere’nin Avustralya Yerlilerine Yaptığı Soykırım

İngiltere’nin 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittiği Avustralya’da sömürge yönetimi tarafından fiili durum yaratılarak güvenlik gerekçesiyle hayvan avına çıkar gibi yerli avına çıkıldı. Avın başarılı geçtiğinin bir delili olarak öldürülen yerlilerin başları kesilerek yerleşim bölgelerinde sergilendi. Tazmanya’da yerlilerin çoğalmasını engellemek maksadıyla erkeklerin cinsel organları kesildi. İngilizler tarafından salgın hastalık yayıldı. Bununla da yetinilmeyip yiyeceklerine zehir katılmak suretiyle yok edilmeye çalışıldı. Bu süreçte 750.000 Aborjin’den geriye sadece 31.000 kişi sağ kalabildi.

Almanların Çingene ve Yahudi Soykırımı

Almanlar, 1933-1945 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğu’nu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak amacıyla, çıkarılan bir kanunla 12 yaş ve üzeri Çingenelerin %94’ünü kısırlaştırıldı, toplama kamplarında ikamete zorlandı, ağır şartlar altında çalıştırıldı, tıbbi deneyler, kurşuna dizmek, gaz odaları ve yakma fırınlarında yok etmek suretiyle 500.000-1.500.000 Çingeneyi katletti.

Yahudilerin önce vatandaşlık hakları sınırlandırıldı, daha sonra ekonomik hayattan silindi, oluşturulan gettolarda ağır şartlarda yaşamaya zorlandı, toplama kamplarına tehcir edildi, bu kamplarda profesyonel T4 Teknik Öldürme Servisi tarafından 4.000.000 kişi vurularak, asılarak, gaz odalarında ve yakma fırınlarında katledildi, 1.500.000 kişi münferit operasyonlarda, 600.000 kişi ise gettolarda açlıktan ve kurşuna dizilerek öldürüldü.

Hitler’in 30 Mart 1941 tarihinde üst düzey subaylara hitaben yaptığı konuşmasında; “Bizim bugünkü ırk politikamız bize ilerde tekrar savaşmamızı gerektirmeyecektir.” sözleri Almanların amacını özetlemektedir.

1912-1974 Kıbrıs Türklerine Uygulanan Soykırım

Adada yaşayan Rumlar tarafından, Rum Ortadoks Kilisesi’nin desteğiyle Enosis’i gerçekleştirmek ve Türkleri asimile etmek için 03 Temmuz 1912 ve 17 Ekim 1931’de gerçekleştirilen terör olaylarında toplam 11 Türk öldü ve yüzlercesi yaralandı. 02 Haziran 1952’de EOKA terör örgütü kuruldu ve paramiliter bir örgütlenmeye gidildi. 09 Mart 1956’da EOKA tarafından 100 İngiliz ile 100 Türk öldürüldü ve 30 köy yakıldı. 1963 yılında saldırılar sonucu 364 Türk katledildi, 30 köy yakıldı ve 25.000 Türk evlerini terk etmek zorunda kaldı.

1964 yılında 500 Türk EOKA tarafından kurşuna dizildi ve 103 köy yakıldı. Kıbrıs Türkleri’ni bu katliamdan kurtarmak maksadıyla 1974 yılında düzenlenen Kıbrıs Barış Harekatı esnasında Rumlar soykırımın dozunu artırarak karşılaştıkları Türkleri kadın, erkek, çocuk, yaşlı ayrımı gözetmeksizin katletti.

EOKA’cı Nikos Sampson’un; “Eğer, Türkiye Ada’ya müdahale etmeseydi, ben sadece Enosis’i deklare etmekle kalmayacak, adadaki tüm Türk varlığını da ortadan kaldıracaktım.” sözleri Rumların nihai amaçlarını özetlemektedir.

Yunanlıların Batı Trakya Türklerine Uyguladığı Soykırım

1923 yılında mübadele sonrası Batı Trakya’da nüfusun %67’si Türk, %18’i Yunan, %15’i Bulgar, Makedon, Ermeni, Yahudi ve diğer azınlık gruplarından oluşuyordu. Yunan hükümetlerinin bu Türklerin kimliğini tanımaması, Müslüman Yunanlı olarak tanımlaması, sistemli ayrımcı, ırkçı, psikolojik ve etnik terör ortamına maruz kalması ve güvenlik kaygısı nedeniyle Türkler göç etmek zorunda kaldı. 1923’den bu yana 388.000 Türk göç etti ve bölgedeki Türk nüfusu %36 azaldı.

Halen, Türklerin kurduğu sivil toplum örgütlerinin isimlerinde “Türk” kelimesinin kullanımına izin verilmemekte, bunun yerine “Müslüman” kelimesine izin verilmekte, Türklerin alma ve satma, iş yeri açma, kredi alma, mesleklerini icra etme, devlet dairelerinde çalışma hakları kısıtlanmakta, kamulaştırma adı altında Türklerin elinden alınan verimli topraklara BDT’den göç ettirilen Pontus Rumları yerleştirilmektedir.

Bulgaristan’ın Türklerine Uyguladığı Soykırım

Bulgarlar’ın, Müslümanlığı seçmiş etnik gruplara yönelik Slavlaştırma politikaları 1878-1912, 1913-1934, 1940-1952 yılları arasında zaman zaman sürmesine rağmen 1970-1989 yılları arasındaki asimilasyonun öncekilerine nazaran çok daha yaygın, ezici ve acımasız oldu. Bu dönemde; Türkçe eğitim veren okullar ve gazeteler ile camiler kapatıldı, bazı camiler tahrip edildi, imamlar Bulgarca vaaz vermeye zorlandı, çocukların sünnet edilmesi yasaklandı. Türk ve Müslüman isimleri (mezar taşları üzerindekiler dahil) değiştirildi, Türk motifli yerel giysilerin yasaklandı, uygulamaları protesto eden Türklere ağır silahlarla müdahale edildi ve 1.000-1.500 kişi hayatını kaybetti, 1.000’i aşkın Türk Belene’de oluşturulan toplama kampında izole edildi, bu gelişmeler sonunda 360.000 Türk zorunlu olarak Türkiye’ye göç etti

oplama kampı oluşturuldu. Kurallara göre kamptan izinsiz ayrılan yetişkinler çocukları üzerinde asla hiçbir hak iddia edemedi. 1900 yılında, Taterları kötü yaşam tarzı ve zararlı kültürlerinden arındırmak amacıyla kurulan, Norveç Devlet Kilisesi’ne bağlı Misjonen adlı kuruluş tarafından 1989 yılına kadar 1.500 Tater çocuğu, zorla ailelerinden alınarak Norveçli köylü ailelerin yanına yerleştirildi.

II nci Dünya Savaşı’nda Dresten Soykırımı

Almanların savaşı kaybetmesi ve işgal ettiği bölgelerden hızla geri çekilmesi esnasında, 13-15 Şubat 1945 tarihinde İngiliz ve Amerikalılara ait 1.317 adet bombardıman uçağı tarafından 3.900 ton bomba ve 136.800 adet napalm bombası kullanılmak suretiyle Almanya’nın en büyük tarih, kültür ve sanat mirasına sahip Dresten şehri bombalandı. Şehirde yaşayan 630.000 kişiye ilaveten savaştan kaçan yaklaşık 600.000 mülteci daha bulunuyordu. Bu bombardımanda 135.000-200.000 sivil öldü, 83.000 kültürel eser ve 28.410 tarihi yapı yok edildi, şehrin %85’i tahrip edildi, ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombalarında bile 120.000 insan ölmüştü.

Danimarka’nın Alman Mültecilere Yaptığı Soykırım

II nci Dünya Savaşı sonunda Sovyet Ordusu’ndan kaçan 250.000 (80.000’i 15 yaşından küçük) Alman, Danimarka’ya sığındı. Alman mülteciler 142 adet toplama kampında insanlık dışı şartlar altında ikamete tabi tutuldu. Mültecilerle her hangi bir şekilde ilişki kurulması yasaklandı. Danimarkalı doktorların, salgın hastalıklara bilerek müdahale etmemeleri sonucu 6 ay içinde 7.859’u çocuk 13.741 kişi öldü.

İngiltere’nin Avustralya Yerlilerine Yaptığı Soykırım

İngiltere’nin 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittiği Avustralya’da sömürge yönetimi tarafından fiili durum yaratılarak güvenlik gerekçesiyle hayvan avına çıkar gibi yerli avına çıkıldı. Avın başarılı geçtiğinin bir delili olarak öldürülen yerlilerin başları kesilerek yerleşim bölgelerinde sergilendi. Tazmanya’da yerlilerin çoğalmasını engellemek maksadıyla erkeklerin cinsel organları kesildi. İngilizler tarafından salgın hastalık yayıldı. Bununla da yetinilmeyip yiyeceklerine zehir katılmak suretiyle yok edilmeye çalışıldı. Bu süreçte 750.000 Aborjin’den geriye sadece 31.000 kişi sağ kalabildi.

Almanların Çingene ve Yahudi Soykırımı

Almanlar, 1933-1945 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğu’nu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak amacıyla, çıkarılan bir kanunla 12 yaş ve üzeri Çingenelerin %94’ünü kısırlaştırıldı, toplama kamplarında ikamete zorlandı, ağır şartlar altında çalıştırıldı, tıbbi deneyler, kurşuna dizmek, gaz odaları ve yakma fırınlarında yok etmek suretiyle 500.000-1.500.000 Çingeneyi katletti.

Yahudilerin önce vatandaşlık hakları sınırlandırıldı, daha sonra ekonomik hayattan silindi, oluşturulan gettolarda ağır şartlarda yaşamaya zorlandı, toplama kamplarına tehcir edildi, bu kamplarda profesyonel T4 Teknik Öldürme Servisi tarafından 4.000.000 kişi vurularak, asılarak, gaz odalarında ve yakma fırınlarında katledildi, 1.500.000 kişi münferit operasyonlarda, 600.000 kişi ise gettolarda açlıktan ve kurşuna dizilerek öldürüldü.

Hitler’in 30 Mart 1941 tarihinde üst düzey subaylara hitaben yaptığı konuşmasında; “Bizim bugünkü ırk politikamız bize ilerde tekrar savaşmamızı gerektirmeyecektir.” sözleri Almanların amacını özetlemektedir.

1912-1974 Kıbrıs Türklerine Uygulanan Soykırım

Adada yaşayan Rumlar tarafından, Rum Ortadoks Kilisesi’nin desteğiyle Enosis’i gerçekleştirmek ve Türkleri asimile etmek için 03 Temmuz 1912 ve 17 Ekim 1931’de gerçekleştirilen terör olaylarında toplam 11 Türk öldü ve yüzlercesi yaralandı. 02 Haziran 1952’de EOKA terör örgütü kuruldu ve paramiliter bir örgütlenmeye gidildi. 09 Mart 1956’da EOKA tarafından 100 İngiliz ile 100 Türk öldürüldü ve 30 köy yakıldı. 1963 yılında saldırılar sonucu 364 Türk katledildi, 30 köy yakıldı ve 25.000 Türk evlerini terk etmek zorunda kaldı.

1964 yılında 500 Türk EOKA tarafından kurşuna dizildi ve 103 köy yakıldı. Kıbrıs Türkleri’ni bu katliamdan kurtarmak maksadıyla 1974 yılında düzenlenen Kıbrıs Barış Harekatı esnasında Rumlar soykırımın dozunu artırarak karşılaştıkları Türkleri kadın, erkek, çocuk, yaşlı ayrımı gözetmeksizin katletti.

EOKA’cı Nikos Sampson’un; “Eğer, Türkiye Ada’ya müdahale etmeseydi, ben sadece Enosis’i deklare etmekle kalmayacak, adadaki tüm Türk varlığını da ortadan kaldıracaktım.” sözleri Rumların nihai amaçlarını özetlemektedir.

Yunanlıların Batı Trakya Türklerine Uyguladığı Soykırım

1923 yılında mübadele sonrası Batı Trakya’da nüfusun %67’si Türk, %18’i Yunan, %15’i Bulgar, Makedon, Ermeni, Yahudi ve diğer azınlık gruplarından oluşuyordu. Yunan hükümetlerinin bu Türklerin kimliğini tanımaması, Müslüman Yunanlı olarak tanımlaması, sistemli ayrımcı, ırkçı, psikolojik ve etnik terör ortamına maruz kalması ve güvenlik kaygısı nedeniyle Türkler göç etmek zorunda kaldı. 1923’den bu yana 388.000 Türk göç etti ve bölgedeki Türk nüfusu %36 azaldı.

Halen, Türklerin kurduğu sivil toplum örgütlerinin isimlerinde “Türk” kelimesinin kullanımına izin verilmemekte, bunun yerine “Müslüman” kelimesine izin verilmekte, Türklerin alma ve satma, iş yeri açma, kredi alma, mesleklerini icra etme, devlet dairelerinde çalışma hakları kısıtlanmakta, kamulaştırma adı altında Türklerin elinden alınan verimli topraklara BDT’den göç ettirilen Pontus Rumları yerleştirilmektedir.

Bulgaristan’ın Türklerine Uyguladığı Soykırım

Bulgarlar’ın, Müslümanlığı seçmiş etnik gruplara yönelik Slavlaştırma politikaları 1878-1912, 1913-1934, 1940-1952 yılları arasında zaman zaman sürmesine rağmen 1970-1989 yılları arasındaki asimilasyonun öncekilerine nazaran çok daha yaygın, ezici ve acımasız oldu. Bu dönemde; Türkçe eğitim veren okullar ve gazeteler ile camiler kapatıldı, bazı camiler tahrip edildi, imamlar Bulgarca vaaz vermeye zorlandı, çocukların sünnet edilmesi yasaklandı. Türk ve Müslüman isimleri (mezar taşları üzerindekiler dahil) değiştirildi, Türk motifli yerel giysilerin yasaklandı, uygulamaları protesto eden Türklere ağır silahlarla müdahale edildi ve 1.000-1.500 kişi hayatını kaybetti, 1.000’i aşkın Türk Belene’de oluşturulan toplama kampında izole edildi, bu gelişmeler sonunda 360.000 Türk zorunlu olarak Türkiye’ye göç etti

Konu hakkında Devlet arşivine girmek için tıklayınız

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap

tarafından dağıtılmaktadır Adcash
tarafından dağıtılmaktadır Adcash
Bilinmeyenler-Haber>>Bu portalda kanuna aykırı hiç bir paylaşım yapılmamaktadır.
0,665 saniyede 72 sorgu yapıldı.